Rabia Hatun!

 

 

 

Yılmaz Ergüvenç/hport.com.tr

 

 

 

Kahire’de bir ‘’Rabia’tül Adeviye’’ meydanı vardır. Bu meydana VIII. yüzyılda yaşamış, erenler mertebesine erişmiş ilk Müslüman kadın olan Rabia Hatun’un ismi verilmiştir. Arapçada ‘rabi’ dört, ‘rabia’ dördüncü anlamına gelir. Ekseriya ailenin dördüncü kız çocuğuna bu ad verilir.

 

Rabia Hatun,Yeşilçam’da da film konusu olmuştu. Aynı isimli bir Süreyya Duru filmi vardı ve Hülya Koçyiğit evliya Rabia Hatun rolündeydi.

 

Bu meydanda Mısır’ın sakıt dördüncü cumhurbaşkanı Mursi lehine yapılan mitingde halk, 4. Cumhurbaşkanı anlamında bir elin dört parmağını havaya kaldırarak başkana coşkusunu göstermişti. Bu işaret sonradan Sisi’nin de mensubu olduğu fanatik ‘Müslüman Kardeşler’ örgütüne mal edilmiştir.

 

Ülkemizde de bir kesim tarafından bilir-bilmez ‘Rabia işareti’ yapanlar türemişti. Hatta bir belediye başkanı heykelini bile yapmıştı. Eleştirenler ve savunanların yanında basınımızın aklına ‘’Yahu bir zamanlar bizim de bir Rabia Hatun’umuz vardı’’ çağrışımı gelmemiştir.

 

***

 

Yapı Kredi Bankası, 1940’lı yıllarda bir kültür hizmeti olarak yılın dört mevsiminde yayınlanan Aile isimli bir dergi çıkarıyordu. Derginin 1946 Yaz sayısında Rabia Hatun’a mal edilen güzel bir şiir yer aldı:

 

Bir kâsedür alev dolu gönlüm yana yana

Men tâ senin yanunda dahi hasretem sana

Yaşlar dökende söndüremez ateşimi su

Sunsan elunle kanumı içsem kana kana

 

Olsandı sen sema olsandı sen havâ

Alsamdı ben senidem dem nefes nefes

Olsandı sen zamân olsamdı men mekân

Eflâkı dolduran bir aşk olurdu bes

 

Pâyın sadası gelse de sen hiç gelmesen

Men dinlesem kıyâmete dek vuslat istemem

Bulsam izinle semtin ol semte irmesem

Aşsam zamanı hasretin encâmı gelmeden

 

***  

 

Kimdi bu Rabia Hatun? Bu şiir yayınlanana kadar Türk edebiyatı bu şaire hanımı hiç tanımıyordu ki. İsmail Hami Danişmend, bir beyanatında 1930’lu yıllarda bu şaire ait belgelere ulaştığını, üzerinde çalıştığını, ‘şairenin’ XIII. yüzyılda yaşadığını, Erzurumlu ve Azeri kökenli olduğunu söylüyordu. Erzurumlular bulunmaz bir nimete kavuşmuşlardı. Şaireyi hemen benimsediler; bir Selçuk kümbetini ona mal ettiler; Rabia Hatun türbesi dediler. İş bununla kalmadı; kimileri Artukoğulları ailesinden dedi, kimileri Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın kızı olduğunu iddia etti.

 

Birçok değerli yazarımız şairi ve şiiri göklere çıkardı; Türk edebiyatının önemli bir servetini ‘yerde ararken gökte bulduğunu’ yazdılar. Vasfi Mahir Kocatürk ‘’Divan Şiiri Antolojisi’’ eserine Rabia Hatun maddesini ilave etti.

     

Ne var ki bu işin sonunda bir çapanoğlu çıkacağını sezenler de vardı. Galatasaray Lisesinin değerli edebiyat öğretmeni ve edebiyat antolojisi yazarı Nihad Sami Banarlı, ‘’Bu şiirlerin XIII. yüzyılda değil, ancak XVIII. veya XIX. yüzyılda yaşamış biri tarafından yazılabileceğini, mutlaka tekkede yaşamış romantik ruhlu, yarı ümmî biri olabileceğini’’ ifade etti. ‘’Rabia Hatun şiirlerini bulduğunu söyleyen ve bunları Türk basınına tanıtan İsmail Hami Danişmend’in vereceği yanıtı merak içinde beklediğini’’ de ilave etti.

 

Dr. Abdülkadir Karahan, bir yazısında ‘’Vezin, kafiye, nazım şekli bakımından değil, aynı zamanda üslûp ve içyapı bakımından da bizi tereddütlere düşüren noktalar vardır. Divan Edebiyatının mazmunlarını, mefhumlarını, remizlerini, fikir ve sanat oyunlarını bilen, tarihi tekâmülünü tetkik eden insanların, bu şiirlerin zaman dili, edası üzerinde tereddütlerini tabii görmek gerekir’’ diyordu.

 

Keza Yahya Kemal olayı ‘’Sahtekârlık’’ olarak niteliyor, Prof. Fuat Köprülü ‘’Belge yokken 700 yıl önce böyle birinin yaşadığını öne sürmenin cüret olduğunu’’ yazıyordu.

 

Nitekim İsmail Hami Bey ortaya hiçbir belge sunamadı. Şiirleri vefat eden eşi Nazan Hanımın yazdığını ifade etti ve ‘’Evet, Rabia Hatun adında bir şaire yoktur, hiç olmamıştır’’ demek zorunluluğunda kaldı. İş bununla da bitmedi.

 

Beşir Ayvazoğlu da ‘’Rabia Hatun mahlaslı şiirlerin gerçekte İsmail Hami Danişmend’e ait olduğunu, genç yaşta vefat eden Nazan Hanımın birikim itibariyle bu nitelikte şiirler yazamayacağını, Hami Beyin de sonunda bu şiirlerin gerçekten kendisine ait olduğunun birçok kişi tarafından bilinerek kaleme alındığını’’ itiraf ediyor. (Mehmet Taştan’dan)

 

***  

 

Peki, şimdi size soruyorum. İsmail Hami Danişmend gibi sadece Batı dillerine ve Latinceye değil, Arapça ve Farsça dillerine de hâkim bir kültür ve sanat adamının bir kapris uğruna Türk şiirine yaptığı bu sahtekârlığın affedilir yanı var mıdır? Yoktur. Rabia Hatun isminde bir şairin yaşamamış olması, yayınlanan şiirlerin ‘’mevhum bu şaireye’’ mal edilmesi, skandaldan öte bir ayıp değil midir?   

 

Türk edebiyatı ve Türk şiir tarihinin böyle palavralara, günün deyimiyle böyle asparagaslara hiç mi hiç ihtiyacı yoktur.

 

 

 

 

YILMAZ ERGÜVENÇ

Yalıkavak, 11 Ağustos 2017

 

 

 

 

yerguvenc@gmail.com               

Yayın Tarihi: 2017-08-11 15:01:03