Kuş sesleri ovalara yayılır!

 

 

 

Yılmaz Ergüvenç/hport.com.tr

 

 

Kuş sesleri ovalara yayılır,

İnsan buna hayran olur bayılır.

Bal yapanlar çiçeklere konarlar,

Kuzucuklar taze çimen ararlar,

Yeşillenmiş ağaçlarda yapraklar,

Amber gibi mis kokuyor topraklar.

 

 

Bu bir çocuk manzumesi ve şarkısıdır. Çocuklara doğayı sevdirmeyi amaçlar. Peki, bu manzumeyi yazan, besteleyen ve şarkıyı söyleyen kim ola ki? İzmir’de babama: ‘’Hâkim Bey, çocuğum için bir şarkı yazdım; beni Yılmaz’ın sünnet düğününe çağır; ona kirve olmak, Kur’an-ı Kerim’in Furkan suresinden zürriyet ayetini okumak, ardından da bu şarkıyı söylemek istiyorum.’’, ‘’Tabii neden olmasın ki.’’ Ama olmadı, olamadı; meşhur gazelhan benim sünnetimden evvel vefat etti. Aranızda kimden söz ettiğimi anımsayanlar olduğunu tahmin ediyorum. Hafız Burhan’dan söz ediyorum.

 

 

Burhaneddin İstanbul’da, Aksaray’da doğdu. Sene 1897. Tabii o dönemdeki herkes gibi onun da doğum günü bilinmiyor. 18 Nisan 1943 günü Ankara Hacı Bayram Velî Camiinde Mareşal Fevzi Çakmak’ın kızının ruhuna mevlid okurken emr-i hak vâki oldu; 46 yaşında, kalp krizinden vefat etti. Beşiktaş Yahya Efendi dergâhında yatıyor.

 

 

Çocukluğunda iptidaide, taş mektepte Kur’an-ı Kerim’i hatmetti. Sonra Davutpaşa Rüştiyesinden mezun oldu. Kur’an’ı güzel bir tecvidle okur, mukabelenin, mevlidin, mersiyenin hakkını verir, zâkirlik ve müezzinlik de yapardı. 1918’de Muzika-i Hümayun hanendesi oldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni kurulan İstanbul Radyosunda görev aldı. Yine o yıllarda gramofon gelişmiş, taş plaklar dönemi başlamıştı. 1926’da Columbia plak şirketi için yüz kadar plak doldurdu. İşte o zaman Türk sanat musikisinde bir patlama yaşandı; Hafız Burhan (Sesyılmaz) çok meşhur oldu.

 

 

‘’Söyleyin güneşe, bugün doğmasın, nazlı yar geliyor aman benzi solmasın…’’, ‘’Yeşil kurbağa…’’, ‘’Nim nigâhın katle ferman…’’, ‘’Yüzüm şen, hatıram şen…’’, ‘’Adalardan bir yar gelir bizlere, aman Allah gözlere bak gözlere…’’, ‘’O ipek saçlar… O siyah gözler…’’ gibi şarkılar… Şarkı aralarında atılan gazeller de cabası…

 

 

Bu güfteleri, musikili edebiyatımızdan saymak gerekir.

 

 

Bir de kendi bestesi var ki onu zirveye taşıdı. Abdülhak Hamid’in vefat eden sevgili eşi Fatma Hanımefendi için yazdığı, Hafız Burhan’ın bestelediği ‘’Makber’’ şiirinden bir pasaj:

 

 

Her yer karanlık pür nur o mevki

Mağrib mi yoksa makber mi yâ Rab!

Yâ habgâh-ı dilber mi yâ Rab

Rûya değil bu ayniyle vâki.

 

Kabrin çiçekten bir türbe olmuş,

Dönmüş o türbe bir haclegâhe,

Bir haclegâhe dönmüşse türben

Aç koynunu aç maşukanım ben.

 

 

Bu şarkıyı vefatından sonra Hamiyet Yüceses de okuyacak, o da bu şarkı ile zirveye ulaşacaktır.  

 

 

Hafız Burhan’ın dönemin en meşhur mugannisi olmasının sebeb-i hikmeti nedir diye sorabilirsiniz. Kısaca hançersindeki müthiş enerji diyebiliriz. Anlattıklarına göre gür sesi ile Boğaz’ın bir yakasında söylediği şarkı, karşı yakadan gürül gürül duyulurmuş. Hem de mikrofon kullanmadan… Zaten mikrofonla söylediği zaman mikrofonun çatladığı söylenirmiş.

 

 

Ama iş bununla bitmiyor.

 

 

Büyük bir tenordu. Şarkıların tonlamasında, güftenin, vurguların rahatlıkla anlaşılmasında çok başarılıydı.

 

 

Müzik otoriteleri, eğer Batı ülkelerinde doğmuş ve klasik müzik eğitimi almış olsa idi Beniamino Gigli, Enrico Caruso, Andrea Bocelli, Mario Lanza gibi dünyaca meşhur tenorlarla boy ölçüşebilecek sese, tınıya sahip olduğunu ifade ediyorlar.

 

 

Meraklı okurlar Kur’an-ı Kerim tilavetini, şarkılarını, gazellerini internetten indirebilirler.

 

 

YILMAZ ERGÜVENÇ

Yalıkavak, 04 Ağustos 2017

 

 

yerguvenc@gmail.com

 

 

 

 

 

    

 

  

Yayın Tarihi: 2017-08-07 08:21:20