Fahriye abla!

 

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,

Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.

Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden,

Hayalimde tek çizgi sen kalmışsın sen!

Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen

Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla

Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye abla!

 

Evin kutu gibi bir küçücük evdi

Sarmaşıklarla balkonu örtülü bir evdi.

Güneşin batmasına yakın saatlerde

Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede

Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede

Bahçende akasyalar açardı baharla

Ne şirin komşumuzdun sen Fahriye abla!

 

Önce upuzun sonra kısa saçın vardı;

Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.

İçini gıcıklardı bütün erkeklerin

Altın bileziklerle dolu bileklerin.

Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin

Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla

Ne çapkın komşumuzdun sen Fahriye abla!

 

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya

En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.

Bilmem hâlâ ilk kocanda mısın,

Hâlâ dağları karlı Erzincanda mısın

Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın.

Hatıranda kalan şey değişmez zamanla

Ne vefalı komşumdun sen Fahriye abla!

 

***

 

Kimdi bu şiirdeki güzel, şirin, çapkın, vefalı komşu; Fahriye abla? Mahallelinin diline düşmüş, -Anadolu deyimiyle- biraz ‘’ayağı kaçık’’, dönemin kasabalı kadın tipi mi? Yaşamış mıdır? Bilemeyiz; onun hayal mi, hakikat mi olduğunu ancak bu güzel şiirin şairi Ahmet Muhip Dıranas bilebilir. Peki, kimdi ‘’gönül verdi dedikleri o delikanlı’’? Ahmet Muhip olamaz mı?

 

Niçin olmasın.Unutmayalım ki –jigolo olmadan- kendinden yaşça büyük bir kadınla ilişki kurmak, delikanlılığın şanındandır. –Ki ileri yıllarda saygıyla anılacaktır.-

 

***

 

Ahmet Muhip Dıranas 1909 yılında Sinop’un Salı köyünde doğdu. Doğum günü yok. Tabii ki o dönemlerde doğum günleri önemsenmezdi ki. Bazı meraklı babalar Kuran-ı Kerim’in bir sayfasına not düşebilirdi. Babada okuma-yazma yoksa ne yapsın zavallı. 27 Haziran 1980’de Ankara’da vefat etti; vasiyeti gereği doğduğu köyde toprağa verildi.

 

Köy çocuğu deyip geçmeyin; azmetti, liseyi Ankara’da okudu. Orhan Veli’den 5-6 sene evvel, aynı lisede. Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar edebiyat öğretmenleriydi.  Şair bu iki değerli hocadan çok etkilendi.

 

Ankara Hukuk Fakültesine 2 yıl devam etti; bıraktı. İstanbul’a geçti; İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi.

 

Askerlik sonrası Güzel Sanatlar Akademisi kütüphane müdürü oldu. Sonra Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesinde Atatürk’ün emriyle açılan Resim ve Heykel Müzesine geçti. Müze zaten Akademiye bağlıydı. 1938 yılında Halkevleri kültür-sanat yayınlarını yönetti. Artık tanınmış bir şairdi. Onu kayırdılar; 1974 yılında İş Bankası yönetim kurulu üyesi yaptılar. Anadolu Ajansında da yönetim kurulu üyeliği, Devlet Tiyatrosunda edebi kurul başkanlığı yaptı.

 

Bir ara politikaya heves etti; Demokrat Partiye girdi. Zafer gazetesinin köşe yazarıydı. Milletvekili seçimlerine girdi; kazanamadı. Politikadan vazgeçti.

 

Bohem bir yaşam tarzı vardı; 32 yaşında duruldu, 17 yaşındaki Münire Hanımla evlendi. Mutlu bir evlilik sürdürdüler.

 

***

 

İlk yayınlanan şiiri 1926’da yayınlanan ‘’Bir Kadın’’ şiiriydi. Şiirlerinde Ahmet Haşim sembolizminin etkisi sezilir. Bakınız, meşhur Olvido şiirindeki şu dizelere: ‘’Lavanta çiçekleri kokan kederleri’’, ‘’Hoyrattır bu akşamüstüler daima’’ dizelerinde bal gibi sembolizm tadı alırsınız. Bunun yanında Cahit Sıtkı Tarancı şiirlerindeki ritim ve ses uyumunu Ahmet Muhip Dıranas’ta da hissedersiniz.

 

1935 yılında yazdığı ‘’Fahriye abla’’ şiirinden 5 yıl sonra, Orhan Veli’nin başı çektiği‘’Garip akımı’’ bu şiirleri külliyen reddedecek, Türk şiiri yeni ufuklara doğru yelken açacaktır.

 

Ne var ki ‘’Fahriye abla’’ şiiri unutulmadı; hâlâ çok seviliyor. 1984 yılında Yavuz Turgul, bu şiiri sinemaya uyarladı.  Müjde Ar, Fahriye abla rolüyle ününe ün kattı. Film, Yeşilçam’ın unutulmazları arasında.

 

YILMAZ ERGÜVENÇ

Yalıkavak, 27 Temmuz 2017

 

yerguvenc@gmail.com

      

 

 

 

Yayın Tarihi: 2017-07-28 13:23:35