Milli Hüsran!.. Futbolumuz bir kere daha  dibe vurdu!.. Yaşasın Osmanlı spor!

 

 

Erdem Yücel/hport.com.tr

 

 

Milli Futbol Takımımız Avrupa Şampiyonası elemelerine yine hüsranla başladı. İzlanda’ya 3-0, Çek Cumhuriyetine 2-1 yenildi, kişiliksiz bir oyun sergileyerek Letonya ile 1-1 berabere kaldı. Kısacası; üç maçta iki yenilgi ve bir beraberlik. Kalesinde altı gol görürken, yalnızca 2 gol atabildi. Elemelerin daha  başlangıcında tek puanla grup sonuncusu olan takımımızın gruptan çıkabilmesi oldukça zor…

 

Dünya ve Avrupa şampiyonalarına katılacak takımları belirleyecek grupların kuraları çekildiğinde; geçmiş günlerde futbol otoritelerinin ve spor yazarlarının yazdıklarına ve söylediklerini şöyle bir düşünün; hepsi söz birliği etmişçesine aynı tekerlemeleri yaparlar. Bu gruptan çıkmamız işten bile değil; bundan güzel kura çekilemez, bundan iyisi Şam’da kayısı.. Elemeler başladığında ise bakarsınız; çantada keklik denilen maçlarda hüsran ki ne hüsran… Umut bir sonraki şampiyonaya kalmış!...

 

Bu kez de öyle oldu; daha işin başında hüsrana uğrayan takımımız şampiyonanın 2016’da yapılacağı Fransa’ya gitmekten umudunu kesmiş olacak ki, ondan sonra 2018 Dünya Şampiyonanın yapılacağı Rusya’dan söz etmeğe başlamış bile …

 

Milli Takımın peş peşe uğradığı hüsranlardan bir türlü ders çıkaramadık. Tesadüfî başarılarla övündük; böylece geleceği kurtaracağımızı sandık, futbolda ilerlemiş ülkelerden ders alamadık. Siyaseti futbola bulaştırınca gerçekler yüzümüze şamar gibi indi…

 

Sonuçlar ortada…

 

Letonya gibi ülkelerinde sporu buz hokeyine bağlamış, futbola sıcak bakmayan grumuzun zayıf takımı Letonya karşısında gol yollarında büyük sıkıntılar yaşandı, rakip ise organize olarak bir kez kalemize geldi ve golü buldu. Aslında Letonya batının mahalle takımlarından biraz hallice amatör bir takım görünümünde… Bizim futbolcularımız ile Letonya takımının oyuncuları arasında parasal fark dudak uçuklatacak cinsten. Buna rağmen Letonya’yı yenemedik, bir puan aldığıma sevindik. Hiç olmazsa sıralamada sonucu olsak bile sıfır çekmedik!.

 

 

Türkiye Futbol Direktörü diye bir unvan uydurduk ve bunu Fatih Terim’e verdik. İmparator, kral dedik ve kendisi de buna inandı. O da kendisini gerçekten futbol imparatoru sandı, etrafını küçük görmeye başladı. Etrafa, basına hot zot etmeye kalktı. Burnundan kıl aldırmadı. Riga’da kendisine soru soran Letonyalı bir gazeteciyi azarladı.

 

Eskiden milli formayı giymek bir özellikti. Terim kendi takımlarında yedek olanları bile milli yaptı. Bir yıl içerisinde yedisi resmi, yedisi özel maç oynattı Bunun için 57 futbolcuyu Milli Takıma çağırdı, kırkını oynattı ama  takımın iskeletini bir türlü kuramadı, sistemi de oturtamadı. Yanlışlar bununla da bitmedi. Geçen sezon ligler bittikten sonra takımı alıp Amerika’ya anlamsız bir şekilde götürdü. Kendisine bunu neden yapıyorsun diyen çıkmadı. İmparator ya; mutlak bir bildiği vardır denildi!.

 

Terim Çek yenilgisinden sonra daha sekiz maçımız var, düşebilirsiniz, düştükten sonra kalkıp gitmek önemli diyor. Sekizinci maçtan biri olan Letonya’dan ancak bir puan alabildi!... Düştükten sonra kalkıp gitmek önemli diyen Terim doğru söylüyor. Bunu kendisine de uysa ve ben bu işi yürütemiyorum, bana eyvallah diyebilse…

 

Terim’in en büyük yanlışı ile gurbetçi futbolcular üzerine eğilip onlardan medet umması oldu. Ancak Letonya maçı öncesi bir Gökhan Töre olayı çıktı ki, evlere yenlik… Gurbetçi bazı futbolcular Töre bizlere  tabanca çekti, o varsa biz yokuz dediler ve gerçekten de mazeret göstererek oynamadılar. Buna karşılık Terim son maçlarda sahada bir şey yapamayan, gezinip duran Töre’ye yine takımda yer verdi. Sonrada ne yapsaydım 21 yaşındaki çocuğu harcasa mıydım diye kendince bahane uydurdu. Ancak onun bu sözlerine çoğu kişi gülüp geçti.. Ardından bir de mazeret ileri sürdü; Töre tabancayı kampta değil, gece kulübünde çeki diye…

 

Türkiye’de stoper yokmuşçasına Mehmet Topal’a ön liberoda yer verdi. Bu durum bir başka gerçeği yansıtıyordu. Türkiye’nin yabancı futbolcu cenneti olduğundan yerli futbolcularımız takımlarında yer bulamıyor. Örneğin kalece Onur sakatlanınca, Çek maçında Tolga yetersiz kalınca onların yerine Fenerbahçe ile Kayseri’nin yedek, önce Manisaspor’lu şimdi  Başaksporun’un  kalecisi Volkan Babacan oynadı. Santrfor’da Burak sakat, Mevlut gelmeyince çaresiz Galatasaray’da ilk on bire giremeyen Umut Bulut oynadı ve Letonya maçında kaçırdığı gollerle saç baş yoldurdu.

 

Beceriksizliğin adı şanssızlık oldu.

 

Sonuç malum…

 

Türk futbolunda çağ atladık sözleri palavradan öte… Şöyle bir geçmişe bakalım. 2003’deki  üçüncülükten sonra 2006 Dünya Kupasında yokuz. EURO 2008’de bir yarı final oynadık. Ondan sonra 2010,2012, 2014 şampiyonlarında adımız bile geçmedi. 2016’da ise daha başlangıçta havlu attık.

 

Türk Milli Takımının bu hale düşmesinde yalnız Terim mi suçlu?

 

Bu başarısızlığın asıl sorumlusu siyasetin içerisine bulaşmış olan Türkiye Futbol Federasyonudur. Futbolun gelişimi içerisinde yapılan planlar hep rafta kalıyor, uygulamaya geçilemiyor. Türk futbolu için uzun vadeli programlar yapılamıyor, yalnızca günü kurtarmakla geçiştiriliyor.

 

Kendi futbol dünyamıza baktığımızda içler acısı durumumuzu görüyoruz. Maçlar boş tribünlere oynanıyor.  Çek Cumhuriyeti maçında bile beleş davetiye dağıtanlar yine seyirci toplayamadılar. Bir Passolig çıkardılar, bilet alabilmek mesele.  Bur köşe yazarının dediği gibi Passolıg değil Passahüsran Bu neden çıktı derseniz, kimin nerede oturduğu belli olacak, siyasetçilere aleyhte tezahürat yapanlar belirlenecek..

 

Türkiye’de futbolun önem kazanması için yeniden yapılanma şarttır. Yukarıda da değindiğim gibi spor kongrelerine kadar karışan siyasetçiler ellerini buradan çekmeliler. Sporla ilgisi olmayan, ayağını topa değdirmemiş insanlardan Futbol Federasyonunda ne yaparlar?

 

Olur derseniz arkasından ekleyin: burası Türkiye  her şey olur!..

 

Ortada bir Ümit Milli takım var. Bu takımın amaca A takımına oyuncu yetiştirmek Oysa son maçlara bakın buradan yetişmiş yalnızca Oğuzhan ve Muhammed gibi iki futbolcusunu görürsünüz.

 

Gerisi nerede?

 

Yokları oynuyorlar… Yaşları geçmiş!...

 

Futbolumuzdaki garabetler bunlarla da bitmiyor. Bir zamanlar Ankara Belediyespor vardı: Ankara Büyükşehir Belediyesinin maddi desteğiyle Süper Lige geçince ismi Ankaraspor oldu. Ardından onu yönetenler gözlerini yılların takımı Ankaragücü’ne diktiler. Bir süreliğine takımın yönetimini ele geçirdiler. Her iki takımın sayıları elliyi bulan yerli yabancı futbolcularını bir araya getirdiler. Takım aşureye! döndü.  Bu arada Ankarasporu’u gözden çıkardılar. Kongrede kendilerine karşı çıkanlar olunca Ankaragücü genç takımıyla canla başla oynadıysa da ligden düştü. Yeniden Ankaraspor’u düştüğü yerden çıkardılar. Belediyenin parası var;  değirmenin suyu bir yerlerden geliyor… Bununla da yetinmeyerek Ankaraspor’un adını Osmanlı Spor! yaptılar. Tabi stadının ismi de Osmanlı Stadı… Şimdilerde Cumhuriyetin kuruluşunda büyük katkısı olan, İnönü Stadı gibi tarihi ve mimari yönden önemli stadını yıktıran Beşiktaş nerede oynayacağını bilmiyor. Çareyi Osmanlı Stadında oynamakta bulacak gibi… Nereden nereye Beşiktaş ve Osmanlı Stadı…

 

Şimdi PTT I.Ligde Osmanlı Spor var…

 

Bunu yapanlar Osmanlı Tarihini bilseler içim yanmaz. Peş peşe beş Osmanlı padişahının ismini sıralamaktan aciz olanlar takım ismi değiştiriyor.

 

Türk futbolunun bundan güzel yansıtacak başka örnek aklınıza geliyor mu?

 

 

 

erdemyucel2002@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yayın Tarihi: 2014-10-15 18:28:28