Takvim yapraklarını her biri bir günün önemini vurgulayarak topluma sumak, kutlamak ile ilgilidir.Bunlardan biride 8 Mart 1857 yılında ABD’de bir hak aram mücadelesinde öldürülen 100’ün üzerinde kayının hayatını kaybetmesi ile başlayan ve daha sonra Clara Zetkin’in girişimi ile gerçekleşen 8 Mart Dünya Kadınlar günüdür. Kadınlar ile ilgili takvim yaprağında başka günlerde vardır, babalar günü, anneler günü, sevgiler günü, vs ancak 8 Martın önemi farklıdır. Bu gün hak arama ve temsilde eşitliğin talep edildiği gündür. Yoksa kadına pahalı bir hediye alma veya bir gül alarak gönlünü kazanma günü değildir. Kadının önce âlide sonrada toplumsal hayata ve kamuda bir birey olarak kabul edilmesi, ayrımcılığa uğramaması insani bir yaklaşımdır.
İnsanlık tarihinde değişik dönemlerde kadın ve kadının yaşamdaki fonksiyonu hep tartışma olmuştur. Bir zamanlar "kadın insan mıdır?" tartışmasının yapıldığını da düşünürsek, günümüzde insan hakları kavramı içinde kadın hakları konusunun ne denli önemli olduğu görülmektedir. Kadın hakları savunuculuğu, kadın özgürlük talebi konusunda geçmişten günümüze önemli bir aşamaya gelmiş olmasa da halen istenilen boyutta değildir. Kadının yaşamın her alanında eşit olma hakkı, cinselliğinden dolayı baskı görmemesi talebi bu bağlamda önemlidir.  

 

Kadın Üzerindeki Cinsellik Baskısı Halen Devam Ediyor

Son yıllarda artan cinayetler, şiddet unsurları istatistiğine bakıldığında ağırlıklı olarak mağdurların kadınlar olduğu gerçeği ortay çıkmaktadır. Kadın çoğunlukla bedeni üzerinde konu edilen ve bendinin kulanım hakkının kimde olması üzerinde yapılmaktadır. Günlük olara haber bültenlerinde artan cinsellik cinayetleri ve bu konudaki baskıların temelde bu eksende artığını düşünüyorum. Çok doğaldır ki tarih boyunca ne zaman bir şeyler kötü gitse bunun yansımasında kadın hep mağdur edilmiştir. Sık sık basına yansıyan kadına yönelik şiddet ve töre cinayetleri sanırım bunun bir yansımasıdır. Bu da kadının başta ailede olmak üzere yaşayan bir eşit birey olmadığının bir göstergesidir.

 

Kadın Hakkı Ancak Eğitilmiş Toplum İle Aşılır

Kadının bir birey olarak erkeler gibi eşit haklara sahip olması istemi belki kadın bilincinin başladığı günden beri vardı. Ancak bu hakkın elde edilmesi kalay olmamıştır. Kadınlarına artan pozitif ayrımcılık talebi, temsil edilme hakkı, seçme seçilmede dengenin korunması talebi halen kadının erkek karşısında ikinci sırada durduğunun bir göstergesidir. 1934 yılında medeni kanunda yer alan kadının seçme ve seçilme hakkı ne yazık ki bugün yine istenen düzeyde temsil edilememektedir. Birkaç gün önce bir TV kanalında bir roman kadına kime ve neye göre oy kullanılacağı sorulduğunda kadının cevabı kocam bilir olmuştu. Doğal olarak kadının hakkı kadar, kadın olmanın bilinci de önemlidir.

Sanırım bu da eğitim ile sağlanır. Hep bildiğimiz bir klasik söz vardır “hak verilmez alınır”. Kadının hakkını arayabilmesi, eşit birey olarak ailede anılması, yaşamda cinsel ayrımcılığa maruz kalmamsı ancak eğitilmiş, farkına varılabilirliği gelişmiş olmakla sağlanabilir. Kadının hakkını aramsı, eşit birey anlayışını bilinçle ortaya koyabilmesi ve onu savunabilmesi için eğitilmiş olması önemli bir avantaj sağlayacaktır. Kadının eğitimi ile kazandığı bilinç ve oluşacak öz güveni ile her yerde özgürce var olduğunu vurgulayabilir.

Yoksa kadın kocasının yanında eşit birey olarak duramadığı gibi bazı alanlarda kocasından daha öne geçemez, daha yüksek mevkilere de gelemez.   

Tabii toplumun bir bütün olarak eğitilmesi gerekir. Kadını anlamak için erkeğinde eğitilmiş olması gerekir. Erkeğin karşısındakini eşi, sevgilisi olarak görmeden önce bir insan olarak görmesi gerekir. Eğitim görmüş ailelerde bile erkeğin kadından önce söz sahibi olması, kadına hükmetmesi onu istediği gibi düşündürtmeye sevk etmesi de ciddi bir konudur. Bu konuda biz erkelere de çok iş düşmektedir. Onun için öğretilmiş, diplomalı olmak yetmiyor, toptan bir bilinç ve farkına varılabilirlik gerekiyor. Eğitim bu bağlamda sanırım öğretilmişlikten farklılık oluşturmaktadır.

 

Türkiye Kadın Hareketi Başarılı Çalışma Yürütmektedir

Yakın geçmişte Adana da ki sivil toplum örgütleri insiyetifi konulu bir toplantıya davetli olma nedeniyle gördüğüm kadarı ile en örgütlü ve başarılı sivil toplum örgütünün kadın hareketi olduğu yönündendir. Eğitilmiş kadınların oluşturduğu 8 Mart Platformu bildirisinde şöyle diyor: “Emeğimizin yok sayılmasına, sömürülmeye, yoksullaştırılmaya, cinsel, fiziksel, duygusal, psikolojik, her türlü erkek egemen şiddete ‘hayır’ diyoruz. Ekonomik kriz nedeniyle artan ücret eşitsizliğine, işten atılanlar olmaya, ucuz iş gücü görülmeye ‘hayır’ diyoruz. Bizi eve kapatan, haklarımızı yok eden SSGSS yasasına ‘hayır’ diyoruz.” Yönetimde etkin katılım yanında 8 Mart’ın resmi tatil olmasını da talep ediyorlar.

 

Atatürk Kadının Önemini Erken Fark etmiştir

Kadının toplumdaki rolünün sağlanabilmesini erken görenlerden birde Atatürk’tür. Eğitimde kadının ve annenin önemini Atatürk 1923 aşağıdaki paragrafta anlatmıştır. 

 Atatürk’ün Mart 1923 Söylev ve Demeçler ll kısmında “Kadının en yüce görevi anneliktir. İlk eğitim verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse;  bu görevin önemi gerektiğince anlaşılır. Ulusumuz güçlü bir ulus olmaya azmetmiştir. Bugünün gereklerinden biri de kadınlarımızın bilim,  teknik,  sosyal yaşam da yükselmelerini sağlamaktır.  Bundan dolayı kadınlarımız da bilim ve teknik alanların da yetişecekler;  erkeklerin geçtikleri tüm eğitim                   basamaklarından geçeceklerdir. Toplum yaşamında kadınlar, erkeklerle birlikte yürüyecekler;    biri birinin yardımcısı ve destekleyicisi olacaklardır. Kadınlarımız erkeklerden daha aydın, daha üretken, daha bilgili olmak zorundadırlar. Eğer gerçekten bir milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdır” der.

 

Kadın Hakkı Mücadelesi Gelecekte de Devam Edecektir

1923 yılında Atatürk kadının anne olarak en büyük öğretmen olmasına vurgu yapması ve 1934 yılında seçme ve seçilme hakkını kazandırmış olmasına rağmen bugün bu konuda ne kadar ilerledik sorusunu sorduğumda cevabım çok değil. Kadının insan olma bilinci ile her alanda kendini gerçekleştirme konusunda ne denli ilerledik sorusunun da cevabı pek parlak değildir. 100 küsur yıldır verilen kadın hakları mücadelesi bir yol almıştır ancak halen ciddi sorunlar bulunmaktadır.  

Bu bağlamda halen kadının hak arama direncinin gerektiğine inanıyorum ta ki kadın ve erkeğin cinsiyet hakkı aradığı günün bittiği ve insan haklarının konuşulduğu güne kadar.

Kadın hareketleri başında beri cinsel istismar ve şiddetin yanında işe alınmada, eğitimde, politik çalışmalarda eşit ilişkiler istemektedirler. İnsan olarak becerisi, yeteneği, zekâsı, eğitimi ve liyakati ölçüsünde kadın erkek herkes her alanda aynı fırsat eşitliği sağlanmalı ve toplumda aynı yönde değeri görmelidir.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kadınlarımıza kutlu olsun.








Yayın Tarihi: 2009-03-07 00:21:00