“AKP’liler, bylockçu FETÖ’cüler ve MHP’liler değişikliklere ‘evet’ verdiler”
MHP eski genel başkan yardımcısı Şevket Bülent Yahnici, “AKP’liler, bylockçu FETÖ’cüler ve MHP’liler değişikliklere ‘evet’ verdiler” dedi.
 
 
 

“MECLİS’TEKİ DEĞİŞİKLİKLER, AKP, MHP VE FETÖ İŞBİRLİĞİ SONUCU GERÇEKLEŞMİŞTİ”

 
 
 
Nurzen Amuran: Milli Anayasa Hareketi içinde yer aldınız. İl il, ilçe ilçe dolaşıyor ve başkanlık sistemine 16 Nisan Referandumunda neden “HAYIR” denilmesi gerektiğini anlatıyorsunuz. Neden sorusunu irdeleyeceğiz ama önce, deneyimli bir partili olarak üyesi olduğunuz MHP ile ilgili eleştirilerinizi almak istiyoruz. Bugün MHP, eleştiri odağı haline nasıl geldi?  
 
 
Şevket Bülent Yahnici: Bakınız MHP tabanının rahatsızlığı çok ama çok açıktır. Aynı zamanda da çok haklıdır. MHP’nin bir il teşkilatının toplantısında Recep Tayyip Bey’in bir posteri asılabiliyorsa, bazı il teşkilatlarının bina dış cephelerine Binali beyin, Tayyip beyin büyük boy resimleri sarkıtılabiliniyorsa, Binali Bey, kendisine Grup toplantısında tezahürat yapan gençleri, bozkurt işareti yaparak selamlıya biliyor ve sonrasında “engelliler için yaptım” diye dalga geçebiliyorsa,  ortada tabanı yeteri kadar rahatsız edecek durumlar var demektir. Sayın Bahçeli, daha çok kısa süre önce yaptığı konuşmalarda, Sayın Erdoğan’a ağıza alınmayacak, aslında hiçbir Cumhurbaşkanı için söylenmemesi gereken kelime ve cümlelerle yükleniyordu:
 
 
”Sen de şeref ve mertlik işportaya düşmüş.” “alçaksın ve şerefsizsin.” “senin yaptıklarına ancak iblis teşebbüs edecektir.” “Beştepe hanedanı ve AKP yönetimi aile boyu rüşvet ve yolsuzluk çamuruna batmıştır” diyor; “Sayın Erdoğan’ın, bütün yetkilerini elinde toplayarak, diktatörlüğünü ilan etme” gayretini ise “17-25 Aralık yolsuzluk dosyalarının bir daha açılmamak üzere kapatılması ve rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk çarkının döndürülmesini” sağlama amaçlı görüyordu. “R.T. Erdoğan’ın başkanlık sistemi demokrasinin idam fermanı, tek adam diktatörlüğünün beratı, hırsızlık ve yolsuzluk ruhsatıdır” diyordu.
 
 
Bunları söyleyen bir vatandaş olsa hemen alıp götürüyorlar. Sayın Bahçeli, bu sözleri Salı toplantılarında mitinglerde, salonlarda yaptığı konuşmalarda defalarca tekrar ediyor, ”17-25 Aralık’ın hesabını sormazsam namerdim” diye haykırıyordu. Bütün bu sözleri o kadar bağırarak yüksek sesle öfke ile dile getiriyordu ki, meydanlarda salonlarda dinleyenler, çılgınca kendinden geçerek alkışlıyorlardı.
 
 
Buna karşılık Sayın Erdoğan da Sayın Bahçeli’ye “son derece öfkeli gergin mutsuz göründüğünü” ifadeyle “Allah korusun, bu hararetle bu gerilimle kayışın kopması, contaların yanması, motorun su kaynatması” yollu beyanlarla cevaplar veriyordu.
 
 
Bütün bu konuşmaların şahidi olan, bahis konusu konuşmaları çılgınca alkışlayan insanların bugün gelinen noktada normal olmaları rahatsızlık duymamaları beklenebilir mi?
 
 
İzmir mitinginde kitleye “başkanlık sistemi gelsin mi” diye soran, insanların “hayır” çığlıklarından sonra da “elbette hayır elbette hayır her zaman, asla” diye haykıran liderlerinin, şimdilerde “evet evet evet, bin kere evet” demesi, insanları nasıl olur da şaşırtmaz rahatsız etmez.
 
 
Ayrıca ortada referandum öncesi yapılmakta olan çirkin propagandalar da, bu tabanı oluşturan insanların da, bütünüyle Türk halkının da, duymakta olduğu rahatsızlığı kat ve kat artırmaktadır. “HAYIR”cılar, DHKP-C ile PKK ile FETÖ’cülerle aydınlıkçılarla beraber deniliyor.. Taban/Halk düşünüyor ve diyor ki “peki Barzani ve bağlıları da Güneydoğu da ve Kürt kökenli vatandaşlarımız üzerinde “EVET”için çalışıyor. Bu nasıl turşu?”
 
 
Ayrıca, PKK ve sol/ diğer bölücü terör örgütleri için hassasiyeti olan insanlar, Habur’u İmralı ve Oslo pazarlıklarını nasıl oldu da bir kenara bırakıverdiler. Yine, TBMM’nde yapılan Anayasa değişikliği oylamalarında bylock kullanıcısı oldukları iddia edilen onlarca vekil, değişikliğe “EVET” dediler. Bu oylanacak değişikliklerde MHP’li vekil sayısından fazla FETÖ’cü gölgesi ve katkısı vardır. Demektir ki Meclis’te yapılan değişiklikler, bir AKP, MHP ve FETÖ işbirliği sonucu gerçekleşmiştir. Bu NASIL BİR İŞTİR ?
 
 
Bütün bu sorular, sadece MHP’ne oy veren vatandaşlarımızın değil, bütün halkımızın kafasını kurcalayan, aklını karıştıran hususlardır.
 
 
Nasıl olmuştur da “17-25 Aralık’ın hesabını sormazsam namerdim" diye çığlık çığlığa bağıran kişi veya kişiler, sanki ülkede hesap sormaya kalktıkları işler hiç yaşanmamışçasına ıslık çalarak gezebilmektedirler? Bütün bunlar halkımızın düşünüp içinden çıkamadığı cevap bulamadığı sorulardır.
 
 
“TEMBELLİĞİN, AYMAZLIĞIN SEBEBİ, ”KÜRESELLEŞME” OLABİLİR Mİ”
 
 
Türkiye de tüm siyasi partilerde kendini yenileme, ideolojilerini güçlendirme heyecanı kalmadı. Siyaset yeni projeler üretemiyor. Siyaset neden bu kadar çıkmaza girdi küreselleşmenin sonuçlarından biri olabilir mi?
 
 
Tembelliğin, aymazlığın, dünyayı okuyamamanın, ülke gerçeklerini kavrayıp görememenin, üretimsizliğin, beceriksizliğin, başarısızlığın sebebi, ”küreselleşme” veya başka bir şey olabilir mi?
 
 
Siyasi partilerde demokratik anlayışla bütünleşmeyen bir liderlik anlayışı var. Milletin tercihi değil, liderin tercihiyle milletvekilleri seçilmekte. Seçimlerde bireylerin görevi liderlerin tercihini oylamak oluyor. Ön seçim parti içi demokrasinin güçlenmesi için önemli bir adım değil midir?
 
 
Bakınız, 2002 seçimleri öncesinde bir vakfın düzenlediği seri toplantılar sonrasında bir deklarasyon hazırlanıp imzaya açıldı. Yapılacak seçim sonrası oluşacak Meclis’te “dokunulmazlığın kaldırılması” için bir sözbirliği idi. Metni MHP adına ben, AKP adına Sayın Gül imzalamıştı. DYP ve CHP temsilcilerinin de imzaları vardı. MHP ve DYP Meclis’e giremedi. AKP ve CHP girdi. Yıl 2017..Ne oldu dokunulmazlık?
 
 
“Ön Seçim” de, “Parti içi demokrasi” de aynen böyledir. Kimsenin işine gelmez. Onun için adım atılmaz. Daha uzun seneler bu işleri-sadece-konuşuruz.
 
 
“EVET CEPHESİNDEKİLER HAYIR ÇOKLUĞUNDAN ENDİŞE ETMEKTELER”
 
 
Partilerde savunulan fikirler çok çabuk değişir hale geldi. AKP 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından Parlamenter sistemi savunuyordu. MHP Başkanlık sistemini eleştiriyordu, ne oldu da bir günde yıllardır sürdürülen tezler unutuldu?
 
Yapılmaya çalışılan değişiklik için yola çıkılırken, fiili durumu hukuka uydurmaktan bahsedildi. Yani hukuksuzluğu kanunlaştıracağız. Anayasaya aykırı olan bir hali, Anayasaya yazınca, yapılan işler anayasal olmaz. Şimdi yapılan bu saçmalıktır.
 
Dünyanın her yerinde hukuka dair değişiklik arayışları, daha iyi daha doğru daha demokrat, temsil adaletinin daha fazla sağlanacağı, kuvvetler ayrılığı ilkesini pekiştirecek, denge ve denetim mekanizmalarını daha iyi çalıştıracak şartları getirmek için yapılır. Magna Carta’dan beri de bu böyledir. İlk defa Türkiye bu modelle ileriye doğru değil geriye doğru bir değişiklik arayışını kendisine yakıştırmıştır.
 
Bahsettiğiniz “fikir değişikliğinin” en ufak bir haklılık payı ve haklı izahı olmadığı için kamuoyu şaşkındır. Bir söz var “Zırva tevil götürmez” halkımız eveleye geveleye yapılmaya çalışılan izahatı şüpheyle izliyor. ”Zırva” olduğunu düşünüyor. Bu sebepledir ki “EVET” cephesindekiler “HAYIR” çokluğundan endişe etmekteler.
 
 
“BAHÇELİ GİDEN TRENİN LOKOMOTİFİNE ATLAYARAK GİDİŞİ HIZLANDIRILDI”
 
 
MHP’nin bir gün Başkanlık sistemine ilişkin çağrısıyla AKP’nin Anayasa değişikliklerini Meclis önüne getirmesi arasında çok zaman geçmedi. Bu kadar kısa bir süre içinde hazırlanan 18 maddeyle Anayasanın tüm maddelerini etkileyecek olan değişiklikler ne zaman ve nerede hazırlandı, size bu süreç inandırıcı geldi mi?
 
 
Sayın Tayyip Erdoğan’ın AKP ile bütünleştiği, AKP’nin de Tayyip Bey’e bir inanç ve iman ölçeğinde teslim olduğu açıktır. Sisteme şimdilerde MHP’de dahil edilmek istenmiştir. Dolayısıyla Tayyip Bey’in şahsi durumu ve geleceğiyle ilgili beklentileri aynı zamanda AKP’nin ve şimdi de MHP’nin, yönetiminin beklentisi haline gelmiştir. İşte bu değişikliklerin hazırlanması, sunumu böyle bir sürecin sonucudur. Sayın Bahçeli, giden yol alan trenin lokomotifine son anda atlayarak gidişi ve süreci hızlandırıldı.
 
 
“HAYIR, ÜLKESİ İÇİN ENDİŞE DUYANLARIN ÜMİT IŞIĞI OLDU”
 
 
 
Türkiye’nin de, Ortadoğu da devam eden bölgesel savaşın içine çekildiği, ekonominin çıkmazda olduğu, içerde terörün devam ettiği bir süreçte bu anayasa değişikliklerinin gündeme getirilmesi zamanlama açısından doğru mu?
 
 
Türkiye dış politikada en kötü yıllarını yaşadı, yaşıyor. Önce Irak’ı sonra Suriye’yi elimize yüzümüze bulaştırdık. İran ilişkileri feci durumda. Kıbrıs malum. İsrail ile Rusya ile Hollanda ve Almanya ile papaz olduk. Sonra ilişkileri “normalleştirmek”ten bahsediyoruz. Peki neden ilişkileri hep anormalleştiriyoruz da sonra normalleşme istiyoruz. Risk haritamız böyle dağlık taşlık.
 
 
Ekonomi ayrı bir facia. 200 Milyar Dolar acele ödenmesi gerekir halde. Sadece ödeyemediğimiz faizi 30 Milyar Dolar. Büyüme hızı büyümemeye evrilmiş. Nüfus 77 milyon, 3 milyon misafir(!) var. Gayrı safi Milli Hasıla ( GSMH ) miktarı artmamış ama, nasıl olduysa fert başına milli gelir sekiz bin dolarlardan 11 bin beş yüz dolarlara fırlayıvermiş. Nereden baksanız komedi. Bunun komedi olacak yanı yok tam bir DRAM/TRAJEDİ.. İşte böyle bir ortamda referanduma sürüklendik. İpte cambaz var, “cambaza bak”…
 
 
Zaten ayrışmış, kinlenmiş, bilenmiş bir toplumu şimdi bir “EVET”çi, ”HAYIR”cı keskin bölünmesine götürmek akıl işi değildi. Ama oldu. Akıl, mantık, izan feraset yokluğu derin yaramızdır.
 
 
Bazı siyasi partililer, kendi siyasi kimliklerini bir yana bırakarak partiler üstü bir anlayışla yola çıktılar ve siyasette bir araya gelemeyecek olanlar ülke çıkarları adına “HAYIR” da bütünleştiler. Bu önemli bir gelişme değil mi?
 
 
“HAYIR”, ülkesi için, endişe duyanların, gidişattan ürkenlerin ümit ışığı oldu. İnsanlar memnun olmadıkları işlerden, mutsuzluk duymakta oldukları hallerden kurtuluşun çaresinin ”HAYIR”dan geçeceğine inanmaya başladılar. ”Önemli bir gelişme” ama ne kadar zavallı bir durum.. Yazık
 
 
Eleştirilerin odak noktası, bu anayasa ile parlamentonun denetim ve denge mekanizmasının yok edildiği, Parlamentonun, adeta Danışma Meclisi kimliğine indirgenecek olması, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yasama yetkisinin paylaşımı, ne gibi sonuçlar yaratacaktır?
 
 
Cevabı sorunun içinde. Hukukta arayışların değişiklik gayretlerinin iyi doğru ve güzele doğru değil, geriye yanlışa kötüye doğru ayarlandığı ilk ülke Türkiye’dir, denilebilir. Denge ve denetim mekanizmasını yok etmek; kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmak; Parlamentonun etkisiz hale gelmesini sağlamak; yetkileri tek ele devretmek için Anayasa’ya sığınmak gerekmez. Kaldırırsınız Anayasayı; hukuku, hukukun üstünlüğünü, elinizin tersiyle itersiniz olur biter.
 
 
SORUMLU YÖNETİCİLER YERİNE SORUMSUZLAR YÖNETİMİ KURULACAKSA BUNUN İÇİN REFERANDUMA NE İHTİYAÇ VAR
 
 
 
Partili Cumhurbaşkanı tarafsızlığını nasıl koruyabilir, tüm yetkileri elinde toplayan cumhurbaşkanına  karşı, erkler nasıl bağımsız kalabilir, atanmış bakanların millete karşı sorumluluğu nasıl sağlanabilir?
 
 
Ne erklerin ayrılığı ve tarafsızlığı, ne bağımsızlığı söz konusu olmayacaksa; sorumlu devlet yönetimi, sorumlu yöneticiler yerine “sorumsuzlar yönetimi” kurulacaksa, bunun için referanduma ne ihtiyaç var. Hukuksuzluğu, zaten anayasaya aykırılığı millete oylatıp; sözüm ona milletten onay almak, milleti kandırmaktan başka bir şey değildir.
 
 
 
 
 
“AKP’Lİ VE MHP’Lİ ÇOKÇA İNSANIN ‘HAYIR’ DEMESİ MÜMKÜN OLACAKTIR”
 
 
Milli Anayasa hareketi içinde Anadolu’yu adım adım dolaşıp Anayasa değişiklikleri üzerine halkı aydınlatıyorsunuz. Düzenlediğiniz toplantılarda izleniminiz nedir? Halk bu anayasa değişikliklerinin sonuçlarını merak ediyor mu?
 
 
Bakınız, ”HAYIR” diye uğraşan kesim ortadadır. Eğer “HAYIR”a, AKP ve MHP tabanından insanlar sahip çıkmaz, en az %15’e yakın bir oranla AKP’li ve MHP’li oylar “HAYIR” için yönlenmezse, ”EVET”e mahkûm olacağız demektir. Bu mahkûmiyetin neticelerinin iç açıcı olmayacağı tartışmasızdır. Referandum kayıtsız, şartsız akıl ve mantığı bir kenara itmek, Tayyip Bey’e iman ölçüsünde bağlanarak “EVET” diyenlerle, akıl, mantık, izan feraset duygusuyla “HAYIR” diyenlerin oylaması olacaktır. Bunun için bir “dip dalga”sına ihtiyaç vardır. Ümidim ve temennim budur. Böyle bir “dip dalgası” geleceğine dairdir. O taktirde AKP’li ve MHP’li vatandaşlarımızdan çokça insanın “HAYIR” demesi mümkün olacaktır. Halkımız, artık, anlatılanlardan, anlatılmaya çalışılanlardan 16 Nisan’ın ne getirip, ne götüreceği şuuruna varmış durumdadır. Taraflar ve tezleri ortadadır, açıktır, şüpheye yer verecek halkın da anlamadığı bir durum söz konusu değildir. Artık ”biz neyin oylandığını bilmiyoruz.” bahanesi geçerliğini yitirmiştir. Türk halkının aklı, mantığı, izan ve feraseti ile problemi çözmesi gerekiyor.
 
 
“AKP’LİLER, BYLOCKÇU FETÖ’CÜLER VE MHP’LİLER DEĞİŞİKLİKLERE ‘EVET’ VERDİLER”
 
 
 
AKP’li kararsızların, AKP’ye desteği sürüyor ama bu referanduma “acaba” ile bakıyorlar. Onları tereddüde düşüren ve tercih yapmakta zorlanmalarının temelinde ne var?
 
 
Bakınız Mecliste onlarca bylock kullanıcısı bu değişikliklere oy verdi. Yani AKP’liler, bylockçu FETÖ’cüler ve MHP’liler (bir kısmı hariç) değişikliklere “EVET” verdiler. İşte bu “EVET” in oluşumunu düşünmek, dibinde yatan bu gerçeği görmek bile “HAYIR” için bir sebeptir. Dolayısıyla 16 Nisan’da yapılacak referandum da Meclis’teki bahsettiğim oylama sebebiyle FETÖ gölgesi vardır. Bu şartlar altında yapılacak bir referandum FETÖ ile yapılmakta olduğu söylenen mücadeleye de gölge düşürmektedir. FETÖ’ye karşı mücadele ettiğini söyleyenlere düşen çok önemli bir görev vardır ve bu iş referandumdan önce gerçekleştirilmek zorundadır. Bahsettiğim iş, Meclis’ de yapılan oylamada bu değişikliklere “EVET” diyen  bylockçuların olduğu iddiası, ayyuka çıkmış ve Meclis  Araştırma Komisyonunda da dile getirilmiştir. Muhtemel bylokcu-FETÖ’cü vekil varsa derhal açıklanmalıdır. Türkiye ve de 16 Nisan Referandumu üzerinden bu kara gölge kaldırılmalıdır. Aksi halde sonu gelmeyecek ve hiçbir zaman bitmeyecek, her zaman da ülkemiz için bir leke teşkil edecek şaibeli durumu devam ettirmiş oluruz. Bu şartlar altındaki referandum da şaibeli olur.
 
 
Bir konuşmanızda anayasa değişikliklerinin federasyona geçişi sağlayacak bir düzen getireceğini söylediniz. Ama deniliyor ki ülkenin birlik ve bütünlüğünü koruyacak düzenlemelere dokunulmadı. O halde nedir sizi bu endişeye sürükleyen?
 
 
Ben söylemiyorum. Değişikliklerin içinde yer alan düzenlemeler sebebiyle bu düşünceye varıyoruz. (Özerk bölgeler kuruluşu için yetki meselesi)
 
 
Ülkenin birlik ve bütünlüğünün korunması önemlidir, ama aynı ölçüde Cumhuriyetin kuruluş ve kuruluşunu getiren iradenin, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün korunması da esastır, vazgeçilmezdir. Demokrasinin rafa kaldırıldığı; oligarşik, otokrat bir anlayışla parlamentonun etkisizleştirildiği; hukukun üstünlüğü sıralamasında küme düşmeye yakın duran bir ülkenin birlik ve beraberliği korunsa ne olur? Uluslararası istatistiklerde 113 ülke arasında hukukun üstünlüğü sıralamasında 99.sıradayız. 16 Nisan’da “EVET” çıkarsa nerelere düşeriz.
 
 
Kaldı ki “barış süreci” devam etseydi, Oslo mutabakatları yürüseydi Habur’a bayraksız, Atatürk’süz çadır mahkemesi kuran iradenin PKK ile devam ettirdiği birliktelik günümüze gelseydi, AKP ve PKK müştereken “EVET” demeyecek miydi?
 
 
Bu husus halkımızın beyninin kemiren bir şüphe olarak akıllardadır. AKP’li veya MHP’li yüzbinlerce belki milyonlarca vatandaşımızı endişeye sevk eden konunun anahtarı buradadır.
 
 
Eğer referandumda ”HAYIR” çıkarsa AKP ve MHP’ye düşen sorumluluk ne olmalı, eğer “EVET” çıkarsa demokrasi nasıl korunmalı?
 
 
Hele 16 Nisan’ı görelim. Yine bir temenni ve ümide sığınmak isterim. İnşallah hem “EVET” hem “HAYIR” bekleyenler için akıl, mantık, izan ve feraset hakim olur. Yoksa işimiz zor, halimiz yaman demektir.
 
 
Bu güzel sohbet için teşekkür ederiz.
 
Ben teşekkür ederim.
 
Röportaj: Nurzen Amuran
 
Odatv.com
Yayın Tarihi: 2017-03-19 11:01:23