Türkiye kan ağlarken, cübbelinin satranç fetvası!

 

 

Erdem Yücel/hport.com.tr

 

 

İstiklal Savaşından bu yana Türkiye en zor günlerini yaşıyor. Askerimiz Güney Doğu Anadolu’da PKK, Suriye’de IŞID ile savaşıyor.  ABD ile sorunlar yaşarken Cübbeli denen adam abuk sabuk fetvalarına (!) bir yenisini eklemiş; Satranç oynamak günahmış, oynayanlar lanetlenirmiş. Aydın insanlar güler geçer de okuyup yazmayanlar, düşünmekten aciz, neden, niçin diye soramayıp inanlar için yandı gülüm keten helvam…

 

Zülfü Livaneli bakın ne kadar da güzel söylemiş:

 

“Sizi bilmem ama ben dünyada en çok cehaletten korkarım. Çünkü cehalet kendi bildiğinin dışında bir bilgi ve düzen olduğunu fark etmeyen bir kör karanlıktır. Zehirli tutkular ve fanatik öfkeler üretir. En kötü yanı da cahilin cahil olduğunu bilmemesidir.”

 

Cübbeliye göre satranç oynayanların lanetlenmesi bir yana, oynayanları izleyenler de domuz eti yemiş gibi olurlarmış! Satranç oynayanlar insanların en yalancısıymış. Satranç tavladan da kumardan da betermiş. Satranç oynamaktansa ateşi tutmak daha hayırlıymış. Oynayanlara ölürken kelime-i şehadet nasip olmayabilirmiş…

 

Hoca efendi! daha önce de zırvalamıştı. Neden kâfirin bayramını kutlayacağım. Mevlidimiz mi yok? Miracımız mı yok? Neden hep biz onlara benzeyelim? Sen gâvurların bayramını kutlarsan, Allah ta başına kâfirleri musallat eder… Jet-skinin üzerinde yakalandığında, zamparalık yaptığında biz mubah olan her şeye bineriz dememiş miydi?

 

Cehaletin böylesine ne denir?

 

Benim merak ettiğim hastalandığında gâvurların (!) icadı olan tıbbi aletlerle tedavi edilmesine neden izin veriyor da dualarla hastalığını iyileştirmiyor?

 

Satranç üzerine zırvalarken; Cumhurbaşkanının 2013 yılında Kırklareli’nde miting alanına gelenlere satranç takımı dağıttığını unutmuş olmalı…

 

Satranç oynamayı günah görenler ülkenin bağnazlaşmasına, yobazlaşmasına destek olan akılsız insanlardır. Satranç binlerce yıl öncesinde, hatta Arapların da oynadığı bir zekâ ve muhakeme oyunudur. Bu oyunu ancak böyle yeteneği olanlar oynayabilir, olmayanlar ise tu kaka eder.

 

Meşhur sözdür; çamur at izi kalsın…

 

Ülkede satranç tartışması sürerken Türkiye Satranç Federasyonu Antalya’da Ocak 21-27 günlerinde düzenlenecek olan  “2017 Türkiye Küçükler Satranç Şampiyonası” için alarma geçerek turnuvanın yapılacağı yerlerde ek güvenlik önlemleri alınması için Valilik ve Emniyete başvurularda bulunmuş.

 

Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik de haklı olarak şu sözleri söylemiş;

 

Bizde ağır kimlik problemleri var. En sonunda satrancı getirdik. Ben satranç oynarım. Herkese de oynamasını tavsiye ederim. Satrancın hele din adına yasaklanması gibi bir şeyi son derece akıl dışı bulurum. Keşke umut ederim ki Türkiye’de bütün çocuklar satranç öğrenerek ilkokulu bitirseler. Bu, aklın neşedir. Aklın meydan okumasıdır. Birisi satranç oynasaydı, satrancın yasaklanması gibi bir yanlış cümle kurmazdı.”

 

Kısacası aydın bir bakanın söylemesi gereken sözlerdi…

 

Yeri gelmişken biraz satrançtan söz etmek isterim. İnşallah o bağnaz kafalar arasında biraz olsun düşünenler çıkar.

 

Satranç açık ve koyu renkli altmış dört kareye bölünmüş, sekiz sütün ve sekiz sıradan oluşturulan bir tahta üzerinde oynanan akıl ve zekâ işi bir oyundur. Oyunun amacı rakibinin en önemli taşı olan şahı yakalamak, onu kaçamayacak, zor duruma düşürmektir. Satrancın piyonları arasında şahtan başka vezir, kale, fil, at ve piyadeler vardır. Satrancın ilk defa VI. Yüzyıl veya daha da önce Hindistan’da, Çin’de, Kore’de, Japonya’da oynandığını belgeler ortaya koymuştur. Tarihsel gelişimine bakıldığında Müslümanlardan İspanyollara, Bizanslılardan Avrupa’ya yayıldığı söylenebilir. Deve kervanlarında günlerce yol alan Arapların hayali satranç oynadıkları da ileri sürülmüştür.

 

Düşünme ve aklı kullanmaya sevk eden bir oyun olan satrancın okullarda ders olarak okutulmasında yarar olacağı da açıktır…

 

 

erdemyucel2002@ Hotmail.com

Yayın Tarihi: 2017-01-09 17:53:01