Bodrum’un şapel sorunu!

 

 

 

Erdem Yücel/hport.com.tr

 

Dünyanın sayılı sualtı arkeoloji müzelerinden Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin çöküş sürecine girmesi bir yana, şimdiye kadar yapılanlarda yok edilmeye çalışılıyor. Bunun nedeni kıskançlıklı, beceriksizlik mi, yoksa bilgisizlik mi?

 

Bilebilmek çok zor…

 

Muğla yerel basını günlerdir bu konunun üzerine eğilmiş… Dilerim ki; Muğla’nın yeni valisi akıl ve bilimin ışığı altında konunun üzerine eğilir…

 

  Bu yönde yapılan çeşitli eleştirilerin yanı sıra önceki yazımda “Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi kimleri rahatsız etti” diyerek ana hatlarıyla konuya değinmiş, ancak kalenin tartışılan şapelini ayrı bir yazıda ele alacağımı söylemiştim.

 

Bodrum Kalesinin avlusunda bulunan Gotik üsluptaki Orta Çağ şövalyeleri tarafından kalenin 1402-1437 yıllarındaki yapımından önce tamamlanmıştı.  XVI. Yüzyılın ilk yarısında İspanyol şövalyelerinin onardığı şape mimarisi kadar bezemesiyle de bütünleşen son derece görkemli bir yapıdır. Bir zamanlar Bodrumun simgesi olan Mausoleum’un taşlarıyla yapılmış; kalenin müzeye dönüştürülmesinden sonra İ.Ö III-II yıllarına tarihlenen “Tunç Devri Salonu” olarak kullanılmıştır. Oğuz Alpözen’in çabasıyla burada bir Roma gemisinin ne olduğu anlatılmak istenmiştir.

 

UNESCO’nun “Korunması Gerekli Kültür Varlıkları” aday listesinde yer alan, 1995 yılında “Avrupa’da Yılın Müzesi” yarışmasının özel ödülünü alan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinde yeni yapılanma veya restorasyon projesi ile yıllardır Müze Müdürü Oğuz Alpözen’in özverisiyle yaptıklarının bir kenara itilmesi gerçekten hem acı hem de çok üzücüdür. Her yıl yeni bölüm açarak Bodrum turizmi kadar müzeciliğe büyük katkısı olan Alpözen emekli olduktan sonra değil yeni bölüm açmak bir çivi bile çakılmamıştır.

 

 Yıllar öncesi büyük bölümleri yıkılmış veya yıkılmak üzere olan kale;  Bodrum Müzesi Haluk Elbe’den sonra Oğuz Alpözen’in çabalarıyla dünyanın sayılı sualtı arkeoloji müzelerinden biri haline getirilmiştir. Önceki yazımda belirttiğim gibi Alpözen’in çabalarıyla müzede Tunç Devri Salonu, Gelidonya Burnu Batığı, Şeytan Deresi Batığı, Yassıada Batıkları, İ.S VII. Yüzyıl Roma Gemisi,  Miken. Arkaik Devir eserleri, Türk Hamamı, Amphoralar, Cam Salonu, Sikke ve Mücevher Salonu, Karyalı Prenses Salonu, Zindan ve Komutan Kulesi gibi bölümler açılmıştır. Bunlardan her biri aynı zamanda müzeciler için bir öğretiydi.

 

Ne yazık ki bugün bunların hemen hepsi, yok sayılarak ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bodrum Kalesi içerisindeki yıkım kararı 2014 yılında çıkarılmış… Anlaşılan Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulundaki   siyasi iktidarların seçtiği (!) kişilerde, belki de kendilerine yapılan baskıdan veya konuları bilmediklerinden  hayır diyememişler!..

 

Anlaşılan kale içerisinde istediklerini yıkacak istediklerini koruyacaklar. Acaba sonradan şapele eklenen, Osmanlının yaptığı, sonradan yıkılan ve Alpözen’in yenilettiği minare de yıkılacak mı?

 

Bu yıkımdaki amaç nedir?

 

Kale içerisinde cami yapmak mı?

 

Bodrum Kalesinde cami yapılma isteği ne yazık ki; devrin Kültür Bakanı tarafından 1997 yılında gündeme getirilmişti. Emir kulu, müze müdürlüğü hiç yapmamış bir genel müdür şapelin içerisindeki Roma gemisini kaldırın yerine cami yapılsın demiş, Oğuz Alpözen’de buna direnmişti.

 

Şimdi eskileri kaldırıp yeni sergileme yapacağız denilerek gerçek amaç gizleniyor mu?

 

Mimarlar Odası MuğlaŞubesi Başkanı Osman Köseoğlu, Bodrum Kalesine yapılmak istenen projenin teklifi bile suç niteliğindedir dedikten sonra;  “Bodrum Kalesi’nde yapılmak istenen restorasyan adı altında ortaya çıkan proje. Özetle birinci derece kültürel kimliği olan anıtsal yapı niteliğindeki bir yapının dönem eklentilerini aslına uygun olmadığı gerekçesi ile yıkılması yerine 400-500 metre ebatlarında yeni bir bina inşa etmek. Bodrum’un ve Bodrum kalesinin görsel kimliğini tarihsel değerini, kültürel değerini ortadan kaldıran, teklif edilmesi dahi suç olabilecek bir proje ile karşı karşıyayız.”  Diyor.

 

Bodrum kalesi üzerinde tartışmalar sürerken uzun süredir suskun kalan,  bu konuda en yetkili kişi olan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi eski Müdürü Oğuz Alpözen sonunda konuştu. Bodrum Güncel Haber isimli yerel dergiye verdiği demecinde Bodrum Kalesindeki şapelin camiye dönüştürülmesine yine karşı çıkarak asıl hedefin başka olduğunu ileri sürdü. O dönemin Kültür Bakanı İsmail Kahraman’ın 20 yıl önce şapelin camı yapılması için emir verdiğini belirtti.

 

Oğuz Alpözen;  “Bu güne kadar hep belgeler ile konuştum. Bu gün de yine belgeler ile konuşacağım…” diyerek masasında yer alan 20’ye yakın bilimsel kitaplardan konuyla ilgili bölümleri ve fotoğrafları göstererek, son derece ilgi çeken  ve  tartışma yaratacak açıklamalarda bulundu:

 

“Batığı, M.Ö.14.Y.Y. Bodrumlu bir süngerci bana bunun yerini gösterdi. 1982 yılında dünyanın en eski batığı olan bu batığın kazılarına başladık. 11 yıl sürdü. Bu süreçte kurul kararlarına uygun olarak yeni bir bina yaptık. Bunun açılışını da bakan düzeyinde gerçekleştirdik. Bu tür bir sergileme de dünyada ilk defa Bodrum kalesinde yapıldı. Gelen ziyaretçiler hem gemiyi görüyor, hem de geminin su altındaki durumunu konumunu izleyebiliyordu. M.Ö.14.Yüzyılda dünyanın en eski batığı ve işte şimdi bunu yok etmek istiyorlar. Bu olamaz.”  dedikten sonra konuyu şapele getirmiştir:

 

Bodrum Kalesinin içinde Şapel’in yanında bulunan bu minarenin 26 Mayıs 1915’de İngiliz ve Fransız Zırhlıları tarafından bombalanarak yıkıldığını; 1980 yılında onarım izninin kendisi tarafından alındığını; ,minareyi sembolik olarak yaptık demiştir. Ardından da şapel ile bir bağlantısı yok. Asla burayı ibadete açayım da Bodrumlular namaz kılsın diye bir düşüncemiz de yoktu. Bu Şapel tarihi boyunca hiçbir zaman Bodrumlulara ibadethane olarak hizmet etmedi…” diyerek sözlerini noktalamıştır.

 

Müze ayrı cami birbirlerinden iki ayrı kavram ve yapıdır. Her ikisinin iç içe olması olanaksızdır. Bir zamanlar şimdi olduğu gibi İstanbul Ayasofya’sının  minarelerinden ezan okutuluyordu. Bazıları müzeye gelip namaz kılmak istiyor, güvenlikçiler burası müze dediklerinde ise o zaman neden ezan okunuyor diye şaşkınlıklarını ifade ediyorlardı. Bizans sanatı yönünden son derece önemli bir yapı olan Trabzon Ayasofya’sı müzeden camiye çevrilince Trabzon’a olan yabancı turist sayısı azalmıştı. Yakında Sümela’da olmasa hiç biri gelmeyecekti. Bir zamanlar Rumelihisarı yaz aylarında kültür ve sanat etkinliklerinin merkeziydi. Gösteri alanına cami yapılınca ne oldu?

 

Ne etkinlik, ne tiyatro ve de konser kaldı…

 

Oğuz Alpözen ve Bodrum’a gönül vermiş olanların üzüntüsü gerçekten çok büyük…

 

Şimdi ne yapmak istiyorlar? 

 

Şapelin içerisinde büyük bir özveriyle yapılan, Roma gemisi ne olacak?

 

Alpözen’den öğrendiğimize göre şapel içerisindeki Roma gemisinin son çivisini 1997 yılında merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel çakmıştı. Türk müzeciliğine yeni bir bakış açısı getiren Oğuz Alpözen;

 

“Bodrum Su Altı Arkeoloji Müzesi dünyada bir ilki gerçekleştirdi. Burada yaşayan, canlı bir müze oluşturuldu. Müzeye gelenler o eserler ile adeta bir bütün hale geliyorlar, eserler ile konuşuyorlardı. Kaptan Georgios adeta bize ve izleyenlere sesleniyordu. Gemicilerin o son çığlıklarını duyabiliyorduk. Yoksa klasik olarak eserleri vitrinlere koyarak, şu devirden kalmadır diye altına bir yazı koyarak sergilemek çok soğuk bir anlayışın dışına çıkarak, o eserleri günümüz insanı ile buluşturabilmekti. Karyalı Prenses bu amaçla yapıldı. Şimdi Karyalı Prenses’ten ne istiyorsunuz? 2 bin 400 yıl öncesinde günümüze ışınlanmış bir kraliçeyi neden yok etmek istiyorsunuz? 

 

İnsan elinde olmadan Bodrumdaki camilere yenisini eklemek istiyorsanız; yenisini yapın ama bunun için kaleyi kullanmayın demek istiyor. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi dünyada canlı ve yaşayan müze anlayışına uygulayan ilk örneklerden birisidir. Gerçekten yazık oldu ve olmaya da devam ediyor…

 

 

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2017-08-07 16:33:43