AMENTÜ’ NÜN BÜTÜNLÜĞÜNDEN BAHSEDERKEN

 

 

Bireylerin yok oluş boyutunu nasıl yaşadıklarını bilemem; ama var oluş refleksinin içinde her zaman, Amentü’nün akla getirilmesinin şart olduğunu düşünürüm. Zira burnundan soluyan öfkeli insanları gördükçe ister istemez kendimi buna zorluyorum.

 

Bağışlayınız efendim; ama toplumsal yaşamdaki kargaşalarda, iş hayatındaki yarışta, menfaat çatışmalarının değerlendirilmesinde, kuralsız savaşların acımasızlığında, kısaca hayatın hemen her alanında Amentü’yü esas alarak yaşamak aklınıza geliyor mu, ne dersiniz?

 

Gerçekten Amentü hiç akıldan çıkarılmamalıdır, çünkü önemi çok fazladır. Amentü kolay yaşanır gibi görünmesine karşın, aslında hiç de öyle değildir. Kuşkusuz bu tanıya, kendim de dâhil olmak üzere, çeşitli fertlerin hareketlerini, düşünce dünyalarını dikkatle takip ettiğim, gözlemlediğim için varıyorum.

 

Bu noktaya gelmişken, sıcağı sıcağına Amentü ne diyor, hangi sorumlulukları getiriyor? Şimdi bildiklerimin ana hatlarını bu sütuna taşıyorum:

 

1- Amentü billâhi: Billahi’nin ne anlama geldiğini algılayabilmek için Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an Tefsiri’ni mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Bu bağlamda Hz. Ali: “Ben B’ nin altındaki noktayım.”der. Anlaşılacağı üzere şahı velâyet “öze daha yakınım, öz boyuttayım” demek istiyor.

 

2-Meleklerine iman: Soyut boyuta,  yani meleklere iman bahsinin, Allah’a olan inancın hemen altında yer alması dikkat çekicidir. Soyut ve somut meleklerin (bize göre her iki grup da soyuttur) yanı sıra kendini bilen,  ‘Alûn’tabir edilen ve secde emri almamış olanlardan başka aslından habersiz, bir nevi robot yapılı olanları da mevcuttur. Örneğin, yeryüzü melâikesi bu sınıfı oluşturur. Meleklere iman edebilmek için kuantum fiziğine dört elle sarılmak ve holografik evren düzeyini iyice algılamak şarttır.

 

3- Bu sırada kitaplarına iman var. Dikkat edin, bu sıralamada sadece Kur’an-ı  Kerîm’ den bahsedilmiyor. Çoğul ibaresi kullanıldığına göre diğer ilâhî kitaplara boş gözlerle bakmak çok anlamsız. Esasen, bireyin temel inançlarından biri de onlara gereken değerin verilmesi şekilde olmalıdır.

 

4- Rasullere iman: Kitap olacak ki Rasul ya da Nebi’ ye de inanç hasıl olsun, ümmetine kendi hevasından değil, oradan yansımalar yapsın. İnanç dünyası için bu husus mutlaka gerekli. Bu rükünde Rasule imandan bahsederken Nebiden söz açılmaması, ona iman edilmemesi anlamına gelmiyor. Ne var ki Rasulün önemi epeyce fazla ve o nedenle ilk plânda ismi geçiyor.

 

5- Ahiret gününe imanın şartı aranıyor. Bilinmeli ki ahiret günü, iki manada mütalaa edilir :

 

     a. İsrafil’in Sur'unu takip eden mahşer; hesap, şefaat gibi olayları da içine alan kıyamet günü anlamınadır,

 

     b. Zamanda bir boyutu olan herhangi bir oluşu takip eden ikinci durumdur ki, bu anlamda gelecek günler sonsuzdur.

 

6- B’nin sırrına vakıf olarak kadere inanmak şart. Şöyle ki; B’nin sırrına vakıf olmadan duyulan inanç,  tanrıya davettir. Davranışlarımızda bu temel kuralı unutmayalım. Ancak bu şekilde İslâm’da anlaşılması en zor olan konulardan biri olan Kader’i çözümleyebiliriz.

 

7- Hayrihi ve Şerrihi: Hayrın ve Şerrin Allah’ tan olduğuna inanmak gerekiyor. Çünkü belâ insanın başında dolaşıyor. Aslında, şer dünyayı sarmalamış durumda. Sanki dört koldan saldırıya geçmiş. İnsanoğlu kan ağlıyor. Yoksulluk sınırı her geçen gün giderek katlanıyor. Ama bütün bunlar Hiç’in eseri. Yani ‘Hayır’ da ‘Şer’ de öyle. Ayrıca, şu felsefeyi de insanın bilincine oturtması lâzım: Şer/Belâ gibi görünen şeyler, aslında Hayır. Biz bunu değerlendiremiyor, sıkışıyor ve hemen beşeri yorumlara giriyoruz. Esasen, bir veli ile fark da burada ortaya çıkıyor. Çünkü o sükût ediyor, bekliyor. İsyan edenler, itiraz edenler, razı olmayanlar kaybediyor. Şayet silkinip kendimize gelmezsek öte tarafta bizleri iyi şeylerin beklemediğini söylemek doğru olur. Büyüklerimiz bu nedenle: ‘Allah son nefesinde iman nasip etsin’ der. Şaşkınlığın egemen olduğu boyutumuzda Amentü’nün en önemli rüknünün bu şık olduğunu asla akıllardan çıkarmayalım.

 

8- Ba’s gününe inanmak: Biliyorsunuz, ölüm insana çok yakındır. Ayrıca hayat, ölmeden de insandan çok şey alıp götürür. Gün gelir, bir cami avlusunda, bir parkta ya da bir mezar başında ölüm bizi yakalar. İşte Amentünün en önemli hususlarından biri olan Ba's, dirilişin kıyamet gününde değil, ölüm denen ‘tadımlık’ olayın hemen akabinde başlamasıdır. Aslında bir değil, birkaç ba's (dirilme) söz konusudur. Önce bebek, ana rahminde iken dirilir. Bu ilk ba’s tır. Kabirde ikinci diriliş (ba's) vardır. Mahşerde insanların o ortama göre yeniden bedenleşmesi üçüncü ba’s sayılır. Kategori böyledir. Daha sonraki boyutlarda yani Cennet veya Cehennem hayatında ve anlatılanların devamı paralelinde sonsuz (ba’s) dirilmeler mevcuttur.

 

Gerçekten de Amentü’ ye inanan, ilkeli ve kararlı kimse,  işin sonucunun nereye varacağını, kendisine ne kazandırıp ne kaybettireceğini çok iyi bilir.  Her inanç sahibinin  üzerine düşen sorumluluğu alması gerekir. Son olarak şu noktaya da değinmekte yarar var: ‘Ölümden sonra dirilme, ancak Kıyamet’ten sonra mümkün olur’ diyenler fahiş hata içindedir. Böyle tahayyül edip bu bayrak altında toplananlara katılmadığımı belirtmeliyim.

 

Şimdi Amentü’ nün son cümlesini açalım:

 

Şahadet ederim ki; tanrı yok, Allah vardır. Ve yine şahadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve Rasulüdür.

 

Bu ibarede Allah’ın kulu olma niteliğinin, Rabbın kulu olma durumuna ağır bastığı ve birçok inceliği içerdiği, Hüviyetinin kayıt altına alınamayacağı, dolayısıyla, Hz. Muhammed’in (s.a.v) O’nun önce Kulu sonra Rasulü olduğu beyan ediliyor.

 

“Abdullah”anlamına gelen bu nitelik ise ender kimselerde bulunuyor.

 

Kısaca, öte yaşam dışında hayatı pek ciddîye almayarak ve aslında hiçbir şeyin anlamı olmadığını göz önünde bulundurarak bir hayat sürmek, Amentü’yü yaşamak için belki yapılacak en akılcı iştir.

 

Sevgi ile kalın. İmanlı olun.

 

Ahmed F. Yüksel

Yayın Tarihi: 2012-07-23 07:41:53